hobilerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hobilerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2015 Salı

Eğribük Koyu/Silifke

Silifke/Eğribük koyu ; Mersine yaklaşık 1 saat 15 dk uzaklıkta Antalyayı aratmayacak çok güzel bir yer . Kumu sevmeyen bir karadenizli olarak bugüne kadar Mersin de girdiğim en güzel deniz ve doğa.

Eğer tatil anlayışınızda sakinlik doğal güzellik temiz bir deniz istiyorsanız doğru adres Silifke/ Eğribük Koyu  derim. Mersinde yaşayanlar için günü birlik gidilebilecek bir yer. Başta biraz uzak gelebilir ama koya ilk adım attığınızda karşınıza çıkan manzara tüm yorgunluğunuzu bir anda silmeye yetiyor. Sahil yaklaşık 2 km boyunda çakıl taşları mevcut.Koyun iki yanı kocaman kayalık dağlarla  çevrili. Ortada küçücük (Güvercin ada) bir ada . Antik kalıntıları da bulunan ,Yüzme bilen ve bilmeyenler için ideal bir yer. Aslında fazla keşfedilmiş sayılmaz.

Koyun etrafında tesis falan yok,  sit alanı. Gelen turistlerin ihtiyaçlarını karşılamak için  doğal şartlarda yapılmış arazi sahibinin işlettiği bir tesis var. Yanınızda yiyecek bir şey almadıysanız eğer, orada ne varsa onu yemek zorundasınız, tercih hakkınız yok  zaten.

Kamp yapmayı sevenler için çok uygun, her yer doğal ortam.  Tuvalet yok, duş yok. Sadece işyeri sahibinin kendi yaptığı, duş ile  1 tl karşılığı tuzlu su dan  kurtulmuş oluyorsunuz.

Koya giderken şemsiyenizi plaj sandalyelerinizi yiyeceklerinizi ve suyunuzu götürürseniz daha konforlu ve zevkli bir tatil yapmış olursunuz. Malum çocukların istekleri hiç bitmez.
Deniz içinde şnoker ve paletlerinizi de yanınıza almayı unutmayın . Deniz o kadar berrak ki balıklarla birlikte yüzüyorsunuz. Ne çok kalabalık ne çok ıssız sakin . Her gün tekne turları 15 dk uğrayıp koyun hareketlenmesini sağlıyor. 










 


 








5 Nisan 2015 Pazar

MANDALA


Mandala;
Nedir bu acaba diye, çok  soran olduğunu biliyorum. Çünki bende bir  ay öncesine kadar mandalanın ne olduğunu bilmiyordum. Çocukluğumdan beri değişik şeylerle uğraşmayı severim.Bir gün internette dolaşırken  şekillerin, çizgilerin  bir araya gelerek oluşturduğu çok güzel bir bütün ilgimi çekti. Araştırırken adının Mandala olduğunu öğrendim.
Öncelikle internette  nasıl yaptıklarını gösteren videoları seyrettim ve küçük küçük denemeler yaptım. Ama bir şeylerin eksik olduğunu ve kafamda tam olarak oturmadığını farkettim. Bunu bir bilenden öğrenmenin daha doğru olduğunu düşündüm ve www.narkendinol.com adresindeki siteyi buldum. Atölyenin kurucularından Öznur Hanımla iletişime geçtim ve mandala atölyesinin koşullarını öğrendim. Mandala çizmek sadece kalem kağıt ve sizin ruhunuzdan ibaret . Herkesin rahatlıkla yapabileceği ve kendiyle baş başa kalabildiği, duygularını yansıtabildiği bir alan.Bizde;
  
Mandala sırası bizde dedik ve ;
Hafta sonu Nesrin ve Bilgeyle birlikte Mandala atölyesine gittik,tabi yanımızda küçük bir Misafirimiz Arda da vardı. Aslında ona  küçük demek doğru değil olaya hakimiyeti katılımı bizi çok etkiledi.   Mandalanın en çok kullandığı lotus çiçeğinin ne anlamı olduğunu bile bildi ve Lotusun  kendi kendini temizleyen bir bitki olduğunu da Arda dan öğrendik.Ayrıca Arda çocuklar için birlikte güzel vakit geçirebilecek bir ortam olduğunu da  bize gösterdi.Tabi bunları bizlere hissettiren Öznur Hanım ve Eşi ni unutmamak gerek. Merak edip bir gün gitmeye kalkarsanız; samimi ve sevecen ortamı yaratan bu güzel çifti sizlerde tanımış olursunuz.
Teşekkürler, Öznur Hanım ve Taner Bey sayenizde güzel bir gün geçirdik arkadaşlarımla beraber...














Bizi Şarıstan Muhteşem Çocuk


Mandala;
Hayatımızın sürekli koşturmalı ve stresli temposu mandala çizerken yavaşlar ve  çizim sürecinde içsel yolculuğumuzun dışa vurumunu kağıt üzerine yansıtırız. 
Mandalalar bulundukları alandaki negatif enerjileri temizler. Bu sayede niyet ettiğimiz tüm güzellikleri hayatımıza çekmek için kullanılan tılsımlı çizimler haline dönüşürler.

Hint kökenli dinlerde hayat çemberi anlamına gelir. Merkezi noktası olan alanın doğduğumuz yer olduğuna inanılır.“Manda” Enerji/Öz, “La” Kap, Mandala’ya özetle; Enerjiyi tutan, saklayan kap diyebiliriz. Sanskritçe kökenli bir sözcüktür. Dolayısıyla tüm mandala desenleri dairesel bir form içindedir. Daire, bütünlüğü simgeler. Bir ucu sonsuza, diğeri de bedenimiz ve aklımıza kadar uzanırMandalalar daima gelişebilir ve büyütülebilirdir.  Mandalalar sonsuzluğa giden bir yol haritasıdır.
 Evren, dünya, güneş, ay, çiçekler, vücut hatlarımız yuvarlaktır. Örneğin göz bebeklerimizin yuvarlak olmasının nedeni, görüş alanımızın genişlemesi içindir. Mandalalar hayatımızın gelişen süreçlerini simgeler. İçten dışa doğru yuvarlak olarak büyümesi, kendimizi, hayatımızı, yaşadığımız dünyayı değiştirme potansiyelimizin de büyümesi anlamına gelir.Mandala çizmek derin konsantrasyonla yapıldığı için zihni dinginleştirir ve iç huzuru artırır. 


Bunlarda bizim yaptıgımız Mandalalar;
Bilgenin Mandalası

Nesrinin Mandalası

Zekiye'nin Mandalası

Doğa Bilimcisi Arda 'nın Mandalası





26 Kasım 2014 Çarşamba

Uyku Tulumu

Her şey, geceleri 2 kez üstlerini değiştirmek zorunda kaldığım oğullarım yüzünden oldu.Güney ve Aras  uykuya daldıktan sonra ve gece boyunca çok terliyorlar .O yüzden geceleri üstlerini açmışlar mı terlemişler mi diye 2 - 3 kez uyanıp kontrol ediyoruz. Uyku bu çok kıymetli tabi...sabahları da bu yüzden uyanamıyoruz,veya  uyansak ta uykumuzu alamadığımız için çok gergin uyanıyoruz.Bu soruna bir çözüm bulmak lazımdı bende onlara uyku tulumu dikmeye karar verdim .
Tulumları diktim ama bizimkiler amaç dışı kullanmaya başladılar ve  kendilerini kutup ayısı ilan ettiler. Doğrusu oyun anlayışlarında hiç bir fark yok....
Hızlarına yetişemediği için net çıkmadı
 Poları Kipadan 17 TL ye aldım. Aslında battaniye olarak satılıyordu.Kalıp ise Burda dergisi 2013/01 sayısında çocuk kostüm  kalıbı.Logolar içinde keçe kullandım. Kalıplarıda internetten buldum.




9 Mayıs 2014 Cuma

"Yama" cı Geldi.....

Oğlum büyüyünceye kadar ömrüm galiba eşofman dizlerini  yamamakla geçecek. Son bir yıla kadar 1 yada 2 tane eşofmanın dizi yırtık olurdu, o da benim için dert değil di. Yırtık yerlerinden kesip şort yapardım.Ama şimdi benim için yırtık eşofman görmek, kabus görmekle eş değer....
 İlkokula başladığından itibaren, Güneyin okul pantolanları da dahil bütün eşofmanlarının dizleri yırtıldı. Önceleri düştüğü için yırtıldığını düşünüyordum. Ama bir gün okulda, kolidor da nasıl kaydığını görünce o an orada bayılacaktım. Bügüne kadar salon erkeği (herkes öyle derdi) olan oğlum okula başlayınca olmuş bir canavar:))) Atlamalar, zıplamalar, kaymalar  yüzünden eşofmanların dizlerinin yırtılması gayet doğal..
Evde 10 tane yırtık eşofman altı olunca atmaya kıyamadım, bende oturup hepsinin dizlerine polardan  yama yaptım.Herkesin rahatlıkla yapacağı bir şey ama,  fikir olsun diye yayınlamak istedim. İşleme başlamadan  internette nasıl yama yapmışlar diye  dolaştım.Genelde kızlar için süslü yamalar vardı. Erkek çocuk olunca her şeyi rahatlıkla yama olarak kullanamıyorsunuz, bende klasik yamalama yöntemini kullandım.Sağlam naylon iple bazılarını çarpı işi, bazılarını düz dikiş yaparak elimde diktim.






20 Şubat 2014 Perşembe

Cennetin Rengi


Cennetin Rengi 

Benim için bir solukta okunacak kitaplar arasında yer almayı başardı. Konusuna gelince; aslında benim gibi çocuklarına kızdığı zaman vicdan azabı çekenlerdenseniz; okurken göz yaşlarınızı tutamayacağınızı şimdiden belirtmek isterim. Kitabın başında gerçekten insanın içi acıyor,kendimi kitapta yaşananların kimsenin başına gelmemesi için  dua ederken buldum.Bir kitabın etkisinde kalıpta manevi duygularımın en üst seviyeye çıkacağını hiç tahmin etmezdim. Her şeyin çok güzel giderken bir gün tamamen alt üst olması bir annenin yaşama sevincinin yok olması ne demek çok güzel anlatmış.  Ama sonunda......
Sonunu da merak ediyorsanız eğer;  okumanızı tavsiye ediyorum ......  

Not: bu kitabı okuyup ta beğenenler için devamı varmış. 
Bu bilgiyi de http://pudratozu.blogspot.com.tr adresde ki blog arkadaşımdan öğrendim.




3 Şubat 2014 Pazartesi

Bögürtlen Kışı

Canım Danielım,Kaybolduğun gün dünyam sona erdi, canım oğlum. Seni her kim alıp götürdüyse, seninle birlikte kalbimi, hayatımı da çaldı. Ben senin gülümsediğini görmek, kahkahalarını duymak, mutluluğunu paylaşmak için yaşıyordum."Vera Ray 1933 yılının o karlı mayıs akşamında üç yaşındaki oğlu Danielı son kez öptüğünü bilmiyordur. Her ne kadar oğlunu yalnız bırakma düşüncesinden nefret etse de hayatlarını devam ettirmek için çalışmak zorundadır. Tek avuntusu, gün ağardığında küçücük oğluna sarılacak olmasıdır. Ancak Vera geri döndüğünde karşılaştığı manzara, Danielın boş yatağıdır. Bir de karlar içine gömülmüş olan oyuncak ayısı.Seksen sene sonra Seattle yine mayıs ayında karlar altındadır. Köklü bir gazetede muhabir olan Claire Aldridge, bu doğaüstü olayı haber yapacaktır. Araştırmalarına devam eden Claire, küçük çocuğun bu zamana kadar sonuçlanmamış kaçırılma davasıyla karşılaşır. Evlat kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilen Claire, bu olayı çözmeye karar verir. Ancak çözdüğü her düğümün, onu Verayla olan bağlantısına yaklaştırdığından habersizdir…Böğürtlen Kışı aşkı, umudu ve umutsuzluğu derinden anlatan muhteşem bir kitap. Bu öyküyü yüreklerinizden kolay kolay silip atamayacaksınız.(Tanıtım Bülteninden)


        Kitap okumayı severim ama kitaplar benimse, kapağını ilk ben açmışsam  ve okuduğum kitap  beni içine almışsa,  okumaktan  daha fazla haz alırım. İşte "Böğürtlen Kışı" da tadını damağımda bırakan  kitaplardan biri. 325 sayfa ve ben iki çocukla bu kitabı 1 günde, bir solukta bitirdim. 
        Kitap hakkında benim için  ilginç olan şey konusu hakkında hiç bir bilgim yokken  tesadüfen o gün içinde yaşadığım duygularımın aynısını ifade etmesi.Neden derseniz; İstanbul'a  annemin ölümünün 1. yılı olması nedeniyle mezarını ziyarete gittim ve Yalova'ya  dönüşte  annemi kaybetmenin acısı, özlemi, yalnızlığım hiç aklımdan çıkmadı.Yolculuk sırasında can sıkıntısını gidermek adına Feribot saatini beklerken,marketten sadece kitabın kapağının  üzerinde yazan "Kalbinizin derinliklerine işlenen acıyı,tek kelimeyle nasıl dile getirirdiniz?"sözü yüzünden bu kitabı aldım. Tabi can sıkıntısı ve koşuşturmaca nedeniyle kitabı feribotta okuyamadım....Ancak 20 gün sonra kitabı elime alabildim ve bir solukta bitirdim. 
        Kitabın dili çok akıcı, konusunu derseniz;  hem bir anne olarak, hemde  annesini yeni kaybeden biri olarak çok etkileyici.. Kitabın sonunda göz yaşlarımı tutamadım ve çok duygulandım.
     Uzun zamandır yüreğime dokunan böyle bir kitap okumamıştım. Okuyan herkesin de yüreğine dokunacağını düşünüyorum ve okumanızı tavsiye ediyorum. 
     Hatta daha da ileri giderek bu kitabın konusunun güzel bir film senaryosuna dönüşebileceğini düşünüyorum...



11 Ocak 2014 Cumartesi

Hiç Aklımda Yoktu

Evet hiç aklımda yokken bu akşam dolabımı toplayayım ve fazlalıkları kaldırayım dedim. Amacıma da ulaştım tabi .1 haftalık düzgün bir dolabım var artık. 
Her sabah  işe gitmeden önce ne giysem  diye dolabın karşısına geçmiş düşünürken günün ilk huzursuz Aras sendromu başlar  ve elime ilk  ne geçerse onu  giyerim. İşte her  sabah yaşadığım huzursuz Aras sendromu:( yüzünden dolabın ne halde olduğunu pek farketmem.  Arasın yanına gitmek için çok hızlı hareket ettiğimden arkamda nasıl bir dağınıklık bıraktığımın farkına bile varmam .Ama gün içinde dolabımın hali aklıma geldiğinde de çok rahatsız olurum. Bugün bu sorunumu çözmek için dolabıma biraz detoks uyguladım .Fazlalıkları da baza altına  kaldırıken, hurçların içinden 36 beden abiye bir  elbise gözüme çarptı. İnsanlar anılarını atmazlarmış, benim için bu elbisenin anısı büyük olduğundan saklamışım Neden derseniz bu elbise benim 2004 yılında kara kafa dikiş makinamın olduğu zamanlarda,  kendi düğün yemeğim de giymek için amatörce,yardımsız diktiğim ilk abiye elbise. Neden o zamanlar böyle bir zahmete girdiğimi hatırlamıyorum ama bu elbise sayesinde bir çok kişiden güzel övgüler aldığımı hatırlıyorum.(Bu arada evliliğimiz onuncu yılına girmiş, ) Galiba bu övgülerin sayesinde olsa gerek elden çıkarmamışım,Elbiseyi aldım ütüledim ve benim SAFİNAZ' a giydirip resmini çekeyim dedim ama unuttuğum birşey var tabi SAFİNAZ 38 beden olduğu için elbisenin  fermuarı kapanmadı.Bende fermuarı kamufle ederek resimlerini çektim.
O zamanlar bu tarz elbiseler modaydı ve başka elbiselerden de esinlenerek ortaya böyle bir elbise çıktı.
Elbisenin akibetini merak edenler için  katlanacak ve bulduğum yerde saklanmaya devam edecek. 
Nerden nereye....:)


 

11 Haziran 2013 Salı

Altınoluk, Asos, Ayvalık Üçlüsü

Hafta sonu Nesrin lerle birlikte ailecek Altınoluk, Asos, Ayvalık üçgenindeydik .Daha önce Güneye hamileyken gitmiştim. O zamanda sevmiştim şimdide çok sevdim.O kadar çok sevdik ki  Nesrinle birlikte ileride bir yazlık alırsak tercihimizi  Küçük Kuyudan yana kullanmaya karar verdik. Bilmeyenler için, denizi müthiş güzel. Bana göre Sarımsaklı plajından  daha güzel.Benim gibi kumu sevmeyenlerin tercih edecekleri bir yer.
İki günlük hafta sonu tatili için güzel bir tercih; hem doğa,hem kültür, hem gezi ,hem eğlence hepsi var.Tatilde beğendiğim başka bir yerde Cunda Adası ,Taştan yapılma eski Rum evleri ,dar sokakları ile çok mistik buram buram tarih kokan bir ada.Ayrıca tatlarını denemesemde, adanın kendine has değişik bir meze kültürü olduğunu restorantların önünden geçerken farkettim. Burası çocuklarla değil de eşinle, sevgilinle el ele dolaşılacak, romantik bir iki gün geçirelecek bir yer, beni anlayan herkese duyurulur.








               
         Herkes evlerin önünde, merdivenlere oturarak resim çektirirken;
       benim oğlumun neyi eksik, beğendiği otelin önüne oturdu ve                                                                                       pozunu verdi









Hürriyet

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...